‘Bugün yaşanan telaşlanmak değil; paniğe kapılmak’

Müjde Işıl – Fatih Al’ın kaleme aldığı, Melis Babadağ ile birlikte sahnelediği “Çok Önemli Bir Haber”; 15 Aralık’ta Baba Sahne’de gerçekleşecek prömiyerle izleyiciyle buluşuyor. Oyun, isimsiz bir Adam’ın dünyaya “Ben buradayım!” diye haykırdığı o anın izini sürerek; görünürlük, sahne, kimlik ve gerçeklik kavramlarının birbirine karıştığı bir evren kuruyor. Al ile prömiyer öncesi söyleştik.

“Çok Önemli Bir Haber”i hangi olaylardan ya da duygulardan hareketle yazmaya ve sahnelemeye karar verdiniz?

Gündelik telaşımla oradan oraya koşturmaktan yorulmakla, usanmakla başladı her şey. Bir süre kafamı dinlemek için kenara çekildim. Uzaklara dalıp boş oturdum bir süre. Derken, zihnimde yankılanan herhalde kendi sesimi daha iyi duymaya başladım. Dinledim. Genellikle başkalarını, onların yazdıklarını, iddia ettiklerini, seyre sunduklarını, alkışladıklarını yankıladığım onca zamandan sonra hâlâ kendimin zannettiğim o sesi artık duyurmak istedim. Fakat bunun ne kadar zor olabileceğini de düşünmeden edemedim. O zorluk, belki imkânsızlık düşüncesi, sesini duyurmak, önce kendi temsili olarak bir varlık üstlenmek için çırpınan insanları yazdırdı bana. Sonra sıra oynamaya, göstermeye geldi.

“Küçük insanın büyük hayatını ve kocaman hayatın küçücük insanlarını sahneye koyduk” diyorsunuz. Sahnelerken nasıl bir yöntem izlediniz bunun için?

Önce kendimizi de öyle kabul ederek başladık. Bize bizi tarif eden ve “şunları yaparsanız” deyip sıraladığı mesela 10 maddeyle bizi kurtarmayı, hiç değilse açıklamayı vaat eden popüler söylemlerin büyüsüne kapılmadan baktık kendimize ve birbirimize. Küçük insanlar olduğumuzu gördük, gösterdik. Böylece, kocaman hayata küçücük gelen sahne üzerinde kendi büyük hayatımıza karar verdik. Özetle, daha çok düşünsel ancak bundan sonra duygusal derinliklere inmeye çalıştığımız, oyunu belleğimiz olarak kabul edip söyleştiğimiz bir süreç işledi. Bunun getirisi her davranış, söyleyiş refleksini sınadık. Sonra bir baktık, oyun günü gelip çatmış bile.

İnsanlığın görünür olma arzusu ve kendini kanıtlama telaşı her zaman vardı ama günümüzde zirve yapmasını neye bağlıyorsunuz?

Günümüzün telaşının, önceki kuşakların yaşadığından epey farklı bir yanı var. Birkaç 10 yıl öncesine kadar sizi görmesini, kabul etmesini, benimsemesini isteyeceğiniz bir toplumdan söz edebilirdiniz. O toplumu beğenir veya beğenmezdiniz ama varlığını inkâr edemezdiniz. Kurumlarıyla sizi kuşatır, neyle mücadele edeceğinizi veya neye boyun eğeceğinizi belirlerdi. Oysa bugün, insan toplulukları rastgele bir araya gelmiş kalabalıklardan ibaret. Hiçbir kurum, hiçbir kural belirleyici değil. Bugün var dediğiniz, ertesi gün yok. Neye, kime göre hiza alacak insan? Neye, kime görünecek? Nasıl görünecek? Bugün yaşanan telaşlanmak değil; paniğe kapılmak.

Melis Babadağ ile sahneyi paylaşıyorsunuz. Bu iş birliği nasıl gelişti?

Daha önce Melis Hanım ile bir oyun provasında çalıştık. Orada tanıştık. Oyun maalesef oynanamadı fakat onunla tanışıklığımız yadigâr kaldı. Oyuncu ve ressam olarak her zaman takip ettim. Nihayet bu oyun için kiminle çalışmak istediğim sorulunca “Melis Babadağ’a sorsak?” dedim. Sorduk, görüştük, konuştuk, buluştuk, prova yaptık. Her gün biraz daha yeni, biraz daha başka geldi. Hayran bıraktı. Üstelik hâlâ daha fazlasını vaat ediyor. Demem o ki, bu iş birliği “iyi ki” gelişti.

Author: admin