
Betül Topaklı / Milliyet.com.tr – Eylül Bengü Sıcak, 1998 yılında İstanbul Çatalca’da doğdu. Annesi tabiri caizse evin CEO’suydu. Evde organizasyon, kriz yönetimi ve sürdürülebilirlik tamamen onun sorumluluğundaydı. Babası uçak teknisyeni olan Eylül’ün bir kardeşi var. Genç kız, sınırları öğretilerek ama özgür bırakılarak büyüdü. “Ne yaparsa yapsın” ailesinden koşulsuz sevgi göreceğini bilmek onun hayatta radikal kararlar almasını da mümkün kılıyordu. İlk adımı 13 yaşında kendi isteğiyle aile evinden ayrılıp yurtta yaşamaya başlayarak attı. Vefa Lisesi’nden mezun olduktan sonra biri psikoloji, diğeri medya olmak üzere iki İngilizce üniversite bitirdi. Okuduğu lisenin kültürü ona, çok genç yaşta yurtta Türkiye’nin farklı yerlerinden gelen insanlarla zor koşullarda birlikte yaşamayı öğretti. O yıllarda büyük organizasyonlarda üstlendiği sorumluluklar da ona hayatta istediği her şeyi yapabilirim özgüvenini verince, ilk işletmesini 19, ikincisini 21 yaşında açtı. Eylül, sonrasında yaşananları ve Bali’ye menemenci açma hikayesini şöyle anlattı:

“Kendi işini kurmak zaten zor, Türkiye’de okuyan genç bir kadın olarak bu daha da zordu. Üstüne pandemi geldi. Bu süreçte çok çalıştım, haftalarca iş yerinde uyudum. İnsan ilişkilerimi hep samimi ve iyi tuttum, muhteşem insanlarla tanıştım. İşler beklentimden çok daha fazla ve hızlı büyüdü. 23 yaşında hâlâ üniversite okurken iki işletme ve 15 kişilik bir ekibi yönetiyordum, yorulmuştum. Beş günlük bir tatil için Bali’ye geldim. Bali’ye geldiğimde hayatın geçiciliğini, dünya üzerindeki vaktimizin sınırlı ve etrafımdaki insanların da mutlu olmasının benim için önemli olduğunu fark ettim. Buraya taşınırsam yeniden yaratıcı olabilir, global bir marka kurabilir, bunu dünyaya yayabilirim ve bunları mutlu ve huzurlu bir hayat yaşarken yapabilirim inancına kapıldım.”
‘YOLDA BİR DÜKKÂN GÖRDÜM, TUTSAK MI?’
Eylül, Bali’de kalmaya karar verdikten sonra Türkiye’deki şirketini sattı. Böylece burada yaşamak ve iş kurmak için bir sermayesi oldu. Uzun bir süre sadece spor yaptı, dinlendi ve yeni çevreler edindi. Spor üzerine bir marka kurmaya hazırlanırken Bali’deki ilk arkadaşı İsmail’den telefonuna “Sörfe giderken yolda bir dükkân gördüm, tutsak mı?” diye bir mesaj geldi. Ertesi gün yani Eylül’ün 24. yaş gününde dükkânı tuttular. Henüz ne yapacaklarını bilmiyorlardı. Çünkü dükkan, Bali’nin “henüz” çok popüler olmayan Kedungu bölgesindeydi. Orada insan sayısı azdı, bu yüzden “İnsanların ilk ihtiyacı ne?” diye düşündüler ve “yemek” kararını verdiler.
‘TÜRKLERDEN BÜYÜK İLGİ VAR’
Kendi sevdiği şeyi yapmaya ve menemenci açmaya karar kıldılar. İşe de Endonezyalı çalışanlarına menemen yapmayı öğreterek başladılar. Zamanla da menüye taze fasulye, tavuk pilav ve ayran da eklediler. Tabii ki dükkânda her zaman taze çay ve kahve de var. Menemencinin her gün dolup taştığını anlatan Eylül, “Özellikle Türklerden büyük ilgi var. Bir sürü insan menemencide tatilleri sırasında tanışıp Bali seyahatlerini beraber geçiriyor. Birbirleriyle fikir alışverişi yapıyorlar. Benim için en önemli kısmı da Bali’de evde hissettiren bir topluluk hissi yaratabilmekti, gerçek oldu” dedi.

“Çok iyi bir ailede büyüdüm. Annem; disiplinli, çalışkan ve ayakları yere basan bireyler olmamız için çok emek verdi. Bugün iş hayatında beni başarılı kılan pek çok özelliğin temeli, annemin çocuk yaşta bana kazandırdıklarıdır. Yıllardır ekip yöneten babamın da insan ilişkileri çok güçlüdür; kimsenin kalbini kırmaz, haksızlığa göz yummaz ama bunu her zaman kibarlıkla yapar. Hayatımda önemli kararlar alırken hâlâ ‘Babam bu durumda ne yapardı?’ diye düşünüyorum. Dünyalar tatlısı ve çok olgun bir kız kardeşim var. Çoğu zaman ablam gibidir. Sevinçlerimi de dertlerimi de ilk onunla paylaşırım, en yakın dostumdur.”
PEK ÇOK KİŞİ GELİP GERİ DÖNÜYOR
Eylül, yakın çevresinin bu tarz kararlarına artık alıştığını söylüyor. O yüzden çevresindeki herkesten çokça destek bulmuş. Öte yandan Eylül’e göre Bali, herkes için uygun değil. Özellikle yalnız taşınıyorsanız, ciddi bir psikolojik yolculuğa hazır olmanız gerekiyor. Pek çok kişinin gelip geri döndüğünü söyleyen Eylül, “Konfor alanında kalmak da bir tercihtir. Eğer orada mutluysan çok kıymetlidir. Ama bana yetmiyor. Daha fazlasını istiyorum. Kendimi artık böyle kabul ettim. Bali, huzuru önemseyen ama idealist insanların bir araya geldiği bir yer. Hayatı sadece çalışmak için yaşamayı reddeden, doğayla uyumu önemseyen bir topluluk. Bu yüzden Bali’de kendimi çok ait ve özgür hissediyorum” dedi.
BİLİNÇLİ HAYAT KURMAK İÇİN GELİN
“Bali’ye sadece kaçmak için değil, bilinçli bir hayat kurmak için gelin” diyen Eylül, “Bali özgürlük vadediyor ama bu özgürlük disiplin, sabır ve üretmekle anlam kazanıyor. Önce yavaşlamayı, doğayla uyumlanmayı, sonra da kendi değerini yaratmayı öğreniyorsunuz. Konfor alanından çıkmaya, yeni kültürlere saygı duymaya ve hayatınızın sorumluluğunu almaya hazırsanız, Bali size hayal ettiğinizden çok daha fazlasını verir” diye konuştu.

YILBAŞINI DAĞLARDA AT BİNEREK GEÇİRECEK
Eylül, istediği zaman dünyanın istediği yerinde olabilmeyi işlerini sistemlere oturttuğu için başarabiliyor. Kendi ürettikleri sörf tahtalarını satmaya da başladıklarını aktaran Eylül, seneye menüye sucuklu tost eklemeyi planladıklarını anlattı. Şu an Türkiye’de olan genç kız, önümüzdeki hafta Arjantin’e uçacak, yılbaşını ise dağlarda at binerek geçirecek. Sonrasında Japonya’ya kayak yapmaya gidecek. Birkaç hafta önce YouTube kanalı açan ve hayatını, girişimcilik yolculuğunu ve bu deneyimleri insanlara ilham olmak için detaylı şekilde paylaşan Eylül, “2026’da spor markamla ilgili çok büyük planlarım var. Japonya’dan sonra Bali’ye dönüp bu planları hayata geçirmek için kolları sıvayacağım” dedi.
